SDG- Kaştan bir Şampiyon Geçti

Yazı: Y. Cihan DARICI, H. Can TUNÇSAV

12 Haziran 1997.

Sıcak bir Kaş sabahı. Erkenden kalktım. Bugün çok yoğun bir bün olacak araba kiralayıp Kemer’e gitmem lazım. Şöyle bir duş alıp serinleyeyim diyorum. Çatıda duran su depoları sanki birer çaydanlık, çarçabucak su dökünüp çıkıyorum. Daha sonra bir Rent a Car’a gittim, sonra diğerine, sonra bir diğerine. Yahu Murphy bu kadar arabayı ne yaptı, insan bir tane de bize bırakır. Kiralayacak araba yok. Bizim rehber Cengiz’i de dalışa yolladık, kaldık bir başımıza. Can sıkıntısı diz boyu, bari dedim dalış merkezine gideyim bir Solo takılayım. Dalış okulunun önünden suya girdim. Su çivi gibi, özlediğimiz serinlik buymuş.

Serbest dalış malzememle Bucak denizinde dalıyorum. Su biraz bulanık nedeni Bucak denizinin sonuna yat limanının yapılıyor olması. Bucak denizi Kaş’tan, Fethiye istikametine giderken iç deniz görünümündeki koy. Birkaç yıl önceki halini de biliyorum. Son derece güzel ve zengin sucul hayata ve dip yapısına sahip. Şimdilik sadece su bulanık ve dipte silt var, canlılık bozulmamış ama denizi hızla dolduruyorlar. Hergün onlarca kamyon, binlerce yon kaya, toprakla denizi dolduruyorlar. Bir tane de kepçemız var, “buraları ben bulandırırım!” diyerek kamyonların dolgu malzemesini denize serpiştiriyor.

Bilindik yerlerde yüzüyorum. Guliver reefindeki lagos ve domuz balıklarını ziyaret ediyorum. Herkes yerli yerinde. Dipte bir taşa tutunup etrafı seyrederken, sargozlar alay halinde önümden geçiyor. Derken bir baraccuda hafif telaş ve kaygı içerisinde sağ, sol yaparak geçip gidiyor, ya sürüsünü kaybetmiş veya avlanan bir sürünün öncüsü. (Baraccudalar sürü halinde avlanmıyorlar. Sürüden bir kaç üyeyi öncü olarak av meralarına gönderiyor. Bu öncüler avlarını ürkütmeden bir araya topluyorlar ve ana sürünün önüne sürüyorlar.)

Bir süre daha oyalandıktan sonra tekrar kıyıya doğru yüzdüm. Kıyıya yaklaşırken 3-4 metre derinlikte yavaş yavaş debelenen bir deniz canlısı görüyorum, alışık olmadığım birşey, ilk başta ne olduğunu anlamıyorum. Sonra yaklaşınca bunun bir deniz kaplumbağası olduğunu görüyorum. Son derece şaşırdım ve sevindim çünkü daha önce hiç buralarda görmemiştim. Çok yaşlı ve bitkin görünüyor. Hareketleri normalden yavaş, üzeri yosun kaplamış ve birkaç yosun balığını barındırıyor. Sonra onu ürkütmeden yanına yaklaşıyorum. Boynunda bir yara izi var. İyileşmekte olan bir kesik gibi, ağ yırtığı veya müren ısırığı olabilir, tekne çarpmasına da benziyor. Bulduğumda kafasını bir kayaya dayamış, yavaş yavaş kayayı itiyor, ilerleyemiyor, sonra biraz dinleniyor, derken tekrar hareketleniyor. Tekrar yanına indim, suratına bakıyorum şirin mi şirin, buruşukluk ve kırışıklıklarla dolu yaşlı bir adamınkine benziyor. Dayanamadım sordum: “Kaplumbağa kardeş nedir senin sorunun?”.

Tekrar yanına indim önce bir göz göze geldik, kaçmaya başladı. Birkaç metre gitti tekrar durdu. Yaklaşınca tekrar hareketlenmeye başladı, sanırım varlığımdan rahatsız oldu. Kaplumbağa arada bir nefes almak için yukarı çıkıyor, şöyle bir iki etrafı kesiyor ve tekrar dalıyordu. Kaplumbağa yaklaşık 4-5 dakikada bir nefes almak için satıha çıkıyordu. Başladım onla beraber nefes tutmaya. Bir iki derken çekilecek gibi değil. Birkaç saniye soluklanmak, dakikalarca nefes tutmak ve bunu saatlerce günlerce devam ettirmek. Hem üşümem, hem de daha fazla arkadaşımı tedirgin etmemek için kıyıya döndüm.

12 Haziran Akşamı

Akşam üstü saat 18:00 suları Kaş Limanına indim. Limanda Likya Dalış Merkezinin sahibi Bülent Abiyi gördüm. Biraz lafladıktan sonra, Bülent bakım için Likya’nın sac teknesi Meltem’i Fethiye’ye götüreceklerini söyledi ve yolculuğa katılmam için teklifte bulundu. “Hem laflarız, hem de biralarız.” İyi fikir, gece deniz yolculuğu. Bu nazik daveti hemen kabul ettim. Akşam 20’de buluşmak üzere ayrıldık. Tam zamanında limana indim. Ekip tamam Bülent, Belma, Cengiz, ben ve gemi personeli. Bülent bira stoğunun yeterli olduğunu ancak yiyecek birşeyler almamız gerektiğini söyledi. Son hazırlıklar yapıldıktan sonra demir aldık.

Hava çok sakin ve mükemmel bir mehtap var. Ay ışığında Kalkan Adaları, uzunca Patara kumsalı. Bir koyu muhabbet herkes, maceralarını, anılarını anlatıyor. Ben de bir ara gündüzki tecrübemi anlattım. Bizim merkezin önünde kaplumbağa ile yüzdüğümü, onunla beraber uzun uzun nefes tuttuğumu ve inanılmaz sevimli bir yaratık olduğunu anlattın. Bülent abi de bu nefes tutma olayı üzerine bir haftadır Belçika televizyonundan misafirler ağırladığını, Kaş’ın sualtı güzelliklerini ve dalışı konu alan çekimler yaptıklarını ve yanlarında bir iki tane değişik sima bulunduğunu anlattı. Bunlardan birinin Jean Pol adında bir adam olduğunu ve aralıklarla nefes alarak bir saat nefes tuttuğunu söyledi. Ekledi: “Serbest dalışta Belçika şampiyonuymuş.”

>Beni anlatılmaz bir merak aldı. Kimdi bu genç adam? Ertesi gün beni Jean Pol ile tanıştırabileceğini ve dalışa gelebileceğimi söyledi. Tabi ki hararetle kabul ettim.

14 Haziran 1997

Sabah 9:30’da tekneden olmamız lazım. Erkenden kalktım. Dalış malzemelerimi kontrol ettim. Herşey yolunda. Biraz heyecanlıyım. Hem Jean Pol’ü merak ediyor, hem de bir şampiyonun önüne, evimizde görücüye çıkacağız bir yerde.

Tam zamanında tekneye vardık. Cengiz de bizle beraber. Jean Pol’ü çok merak ediyorum. Hepiniz bilirsiniz, kafamda canlandırıyorum. 35 yaşlarında, insan irisi bir serbest dalıcı. Herhalde kafamda bu imajın oluşmasının nedeni Mazzarı, Pellizzari, Pipip gibi şampiyonlar.

Tekneye biner binmez etrafımdakilere bir göz atıyorum. Tahminime benzer bir iki kişi var, acaba hangisi? Derken Patrik (Likya’nın eğitmeni) geliyor yanıma:

-Selam Cihan, Jean Pol’le tanışmaya geldin değil mi? O da seni merak ediyor.

-Bravo Patrik, doğru tahmin tebrik ederim. Jean Pol nerede?

Patrik Jean Pol’ü çağırıyor ve tanışıyoruz. Bir kez daha şaşırıyorum. Jean Pol hiç kafamdaki imaja uymuyor. 27 yaşında. Zayıf ancak atletik yapılı bir genç. Her ikimizin de birbirimizden öğrenmek istediği pek çok şey var. Hemen teknenin burnunda yer edinip gevezeliğe başlıyoruz.

Biraz sonra tekne dalış noktasına ulaştı ve demirlendi. Önce televizyon ekibinin suya girmesini bekliyoruz. Tekne kalabalık, kameralar, ışık düzenekleri, iri bataryalar, bir ton Belçikalı televizyoncu. Kalabalık gittikten sonra Jean Pol’le plan yapıyoruz. Sabah sabit ağırlıkla dalalım, öğleden sonra değişken ağırlık. Program her ikimizden de onay alıyor hemen kuşanıp suya giriyoruz.

Uçan balık reefindeyiz. Oldukça akıntı var. Hemen şamandırayı atıyoruz. Derinlik 35 metre civarında. Önce ısınma dalışları yaptık. İlk üç dalış 15 m., sonraki dalışlar 3×20 m, 3×25 m, 3×30 m, aralarda ikişer dakika dinleniyoruz. Dalışlarda hep beraber dalıp, hep beraber çıkıyoruz. Çıkarken ikimiz de aynı hızda ve birbirimizi kollayarak çıkıyoruz. İlk birkaç dalışta her ikimiz de birbirimizi tartıyoruz. Bu çok doğal çünkü yeni tanıştık. Birbirimizi bilmiyoruz ve ciddi derinliklere dalıyoruz. Güvenlik için 30 m. dalışları bittikten sonra Jean Pol derinlik deneyelim dedi. Önceden kararlaştırdık 35 m. rahat rahat inip çıkıyoruz. Son bir kritik yapıyoruz. Şimdilik bu kadar yeter.

Öğle yemeği için Kaş’a geri döndük. Boş tüplerin taşınmasına yardım ettikten sonra saat 15’te buluşmak üzere ayrılıyoruz.

Saat 15’te Hidayet koyuna gitmek üzere demir aldık. Hava sakin ve akıntı yok. Bu sefer değişken ağırlık çalışacağız. (Değişken ağırlık: Serbest dalışın bir branşı. Ağırlık ipe bağlı. Ağırlık kemeri kullanılmıyor. İpe tutunup aşağı doğru süzülüyorsunuz, yeterince inince veya hedef derinliğe ulaşınca ipi bırakıp çıkışa geçiyorsunuz.) Samandırada 12 kg var. Cengiz, ben, Jean Pol sırayla dalıyoruz. Isınma dalışlarına başlıyoruz. İlk Jean Pol deniyor. 27 m. ben 24 m.’de bıraktım. Gerçekten çok hızlı ısındıktan sonra derinlikleri arttırmaya başladık. 28, 30, 35, 39, 42 ve 49 m. Benim için yeni bir tat idi. Jean Pol hemen tebrik etti. “İşte şimdi oldu.” Jean Pol TV ekibiyle çekim için dalmaya devam etti. Biz Cengiz’le tekneye döndük. Limana dönünce tekrar malzemeyi yardımlaşarak kamyonete yükledik ve akşam yemeğinde buluşmak üzere ayrıldık.

AKŞAM YEMEĞİNDE SOHBET

CİHAN: Merhaba Jean Pol, tekrar hoşgeldin. Son günümüzde tanışmamız gerçekten şanssızlık. Keşke daha önce tanışabilseydik. Neyse yemekte biraz laflayabiliriz.

JEAN POL: Hiç problem değil. Serbest dalış benim için bir tutku, hastalık. Tıpkı sende gözlemlediğim gibi. Düşünsene bütün yıl gündüzleri işe çalışıyorum, geceleri antreman yapıyorum sonra tatile çıkıyorum yine serbest dalış, yine serbest dalış. Başka bir konu olsa sıkıcı olabilir ancak bu konuda sabaha kadar çene çalabilirim.

C: Bize biraz kendinden bahset, kaç yaşındasın, ne işle uğraşıyorsun?

J: Ben 27 yaşında bir Belçika vatandaşıyım. Yanımda gördüğün gibi eşim var, evliyim. Basılı yayında dizgi ve grafik işleriyle uğraşıyorum.

C: Serbest dalışa nasıl başladın?

J: Aslında serbest dalışa çok geç başladım. Daha önce, çocukluk ve lise yıllarında yüzme takımındaydım. İyi bir yüzücüydüm. Zamanında birçok Belçika rekoru kırdım. Ancak dalışla cok fazla ilgim yoktu. 25 yaşındayken CMAS aletli dalış kurslarına gittim. CMAS sistemini bilirsin. Serbest dalış egitimini de içeren tek dalış sistemidir. CMAS serbest dalış modüllerini yaparken, hocam çok rahat olduğuma dikkat çekti. Bu hoşuma gitti. Sualtında rahat yüzebiliyor, nefes tutabiliyordum. İlk nefes tuttuğumda 2 dk. 30 sn. nefes tuttum. Bu çok birşey değildi ancak ortalamanın üzerindeydi. O halde çalışırsam arttırabilirim dedim ve çalışmalara başladım.

C: Sen bir saat içinde Apnea’da Dünya Rekortmenisin niye Apnea? Veya niçin bu dalda çalışmaya karar verdin?

J: Öncelikle Belçika’da burası gibi kıyıya yakın derinlik bulabileceğimiz bir yer yok. Görüntü 20 cm – 1 m arasında ve su çok soğuk. Düzenli derinlik antremanı yapabilecek yerimiz yok. Antremanlarımızı havuzda veya sular ısınınca göllerde yapıyoruz. Deniz antremanları içinde Fransa, İtalya ve İspanya’ya gidiyoruz. Ama söylemeliyim ki Türkiye suları şimdiye kadar gördüğüm en güzel yer.

Daha önce de söylediğim gibi serbest dalışa ilgim artınca performans ve bilgi seviyemi arttırmaya başladım. Guiness Rekorlar Kitabında bir apneacının bir saat içinde 59 dk. 15 sn. nefes tuttuğu yazıyordu. Bu o zaman için dünya rekoruydu. Olamaz dedim kendi kendime. 59 dk nefes tutmak hem de 1 saat içerisinde. Kendi kendime düşündüm, hesaplar yapmaya karar verdim.

C: Ne kadar zamanını aldı, ne kadar çalıştın?

J: Yaklaşık 2 yıl çalıştım. Havuz ve kara çalışmaları. Bu 2 yıllık uzun sürenin son 6 ayı çok sıkı çalıştım. İlk denememde 58 dk 57 sn’lik bir derece yaptım. Bu ulusal bir denemeydi ve bu daldaki ilk Belçika rekorudur. Daha sonra biraz daha çalıştım ve bu sefer dünya rekorunu kırmak üzere CMAS’a başvurdum. CMAS ve Belçika vederasyonundan gözlemciler ve basın karşısında denemeyi gerçekleştirdim. Bu çok değişik bir deneyimdi, benim için ilk dalışlarımda herkes beni izliyor, flaşlar patlıyor ve kronometre sesleri duyuyordum. Kalbim güm güm atıyordu. Heyecandan kalp atışlarımı şakaklarımda hissediyordum. İleriki dalışlarda iyice konsantre oldumve dışarıdakileri unuttum. Sonuç mükemmeldi. 59 dk 25 sn yeni bir dünya rekoru kırmıştım. Uzun çalışmalarımsonuç vermişti ve çok mutluydum.

C: Jean bu branş bizim serbest dalıcılarımıza biraz yabancı. Bu branşları biraz açıklar mısın?

J: Tabi. Serbest Dalış iki ana gruba ayrılıyor. Derin Dalışlar ve Apnea.

Derin dalışlar 3 gruba ayrılıyor.

-Sabit Ağırlık

– Değişken Ağırlık

– No Limit Değişken Ağırlık (Bu sportif bir dal değil.)

Apnea ise 2 gruba ayrılıyor. Apnea Statik, Apnea Dinamik.

Apnea Statik: Bir seferde en çok nefes tutabilme. Bir saat içerisinde en çok nefes tutabilme.

Apnea Dinamik: Bir nefeste yüzerek en çok katedilen mesafe.

C: Senin derecelerin nedir?

J: Değişken ağırlıkta 45 m.

Sabit ağırlıkta 38 m.

Apnea Statik: 5dk 45 sn. (Belçika rekoru)

59 dk 25 sn (1 saat içerisinde Dünya rekoru)

Apnea Dinamik: 120 m.

C: Peki bu dalışlarda Apnea’da son durum nedir? Medya’da ülkemizde sabit ve değişken ağırlıkta Pipin ve Pelizzari’nin çekişmelerini izliyoruz ama Apnea biraz yabancı.

J: Apneada rekorların biri bende, diğerleri Fransızlarda. Fransızlar bayağı hırslılar. Dünya rekoru Apnea Statikte 7.35 ile Andy LE SAUCE ait. Apnea Dinamikte rekor yine Andy LE SAUCE’sa ait 164 m.

C: Jean Pol anlattığın gibi Belçika’nın Almanya’nın hatta denizi olmayan İsviçre’nin bile serbest dalış takımı var, yarışmalara katılıyorlar. Nasıl örgütleniyorsunuz?

J: Bizde size benzer bir sistem var ama daha kapsamlı. Serbest dalış yarışmaları CMAS tarafından düzenleniyor ve bunun ülkemizdeki temsilcisi olan federasyonumuzun serbest dalış alt birimi var. Maddi yönden biraz federasyon destekliyor biraz sponsor buluyoruz, biraz da özveri tabi.

C: Fransızlarda durum farklı değil mi, hırslılar demiştin. Federasyon serbest dalışı sınırlamaya çalışıyor peki ne yapılıyor?

J: Evet Fransızlar ve İtalyanlar serbest dalışın fanatikleri. Fransız federasyonu FIBSAS tehlikeli olduğu gerekçesiyle serbest dalışı ülke genelinde sınırlamaya çalışıyor. Ancak serbest dalıcılar da AIDA FRANCE adında bir serbest dalıcılar birliği kurmuşlar. Federasyon onları taşımıyor, onlar da federasyonu tanımıyorlar. Dediğim gibi çok hırslılar.

Sohbetimiz sırasında Jean Pol’un eşi sıkılıyor, ara sıra espiriler yaparak onu eğlendiriyoruz, Jean Pol gönlünü alıyor. Muhabbet öyle koyu ki gruptan kopuyoruz. Masadaki Belçikalılar ıslıkla bize sesleniyorlar.

C: Sizin ülkede CMAS’ta düzen nasıl?

J: Aynı Scuba eğitiminde olduğu gibi CMAS’ın serbest dalış eğitmenliği var. Sporcular eğitilerek tecrübelerine göre brövelendiriliyor.

C: Rekorlarını kırmak için yaklaşık 2 yıl hazırlandın. Bu süre içerisinde neler yaptın?

J: Haftada 4-5 kez antrenman yapıyorum. Kara ve su çalışmaları. Haftada en az 3 veya 4 kez kara çalışmalarım var. Çok uzun sana bunları detaylıca yollayacağım.

C: Sana sen olarak klasik bir soru sorayım. Türkiye’yi nasıl buldun? Serbest dalış yönünden.

J: Türkiye serbest dalış için bir cennet. Özellikle Kaş’ta su çok net, su sıcaklığı iyi. İnsan sıkılmadan saatlerce dalabilir. Bence en kısa zamanda takımınızı kurup yarışmalara gelmelisiniz. Örneğin senin bu günkü performansın, ilk kez değişken ağırlık denemene rağmen derecen birçok Avrupa takımındakilerden daha iyi. Sen 49 m yaptın değil mi, mesela benimki 46!

C: Çok güzel bir akşamdı Jean. Bu güzel sohbet ve bilgiler için teşekkürler. Size iyi yolculuklar, yine görüşmek üzere.

Jean Pol ile beraber geçen gün her ikimiz için de çok keyifli idi. Bir günlük tanışmamız olmasına rağmen kuvvetli bir ortak yanımız olması neeniyle yılların dostları gibi kaynaşmıştık. Bu tanışmaya önayak olan Likya Dalış Merkezi sahibi Bülent Gündüz ve Likya çalışanları Patrick, Sofie, Burak ve kaptana teşekkürler.

Bu Belçika grubu çok özel bir gruptu. TV ekibi çekim yaptıkları konulardaki kişileri de yanlarında getirmişlerdi. Bunlardan biriydi Jean Pol. Esas beni çok etkileyen ve sahip olduklarımızın değerini hatırlatan THIERRY GEROME idi. Daha önce planlayıp izin almadığım için Thierry’nin fotoğrafını size ulaştıramıyorum. Ancak bu yazı izinli. Thierry 30 yaşlarında Belçika’nın eski motokros şampiyonu. Defalarca Paris Dakar rallilerine katılmış, klasmanında başarıları var. Derken yine bir yarışa hazırlanırken sarhoş bir sürücü Thierry’e çarpmış. Motoru parçalanmış, Thierry aylarca hastanede yatmış. Simdi onun belden aşağısında hareket yok. Özel bir tekerlekli sandalyeyle geziyor. Her yere gidiyor, herşeyi yapıyor. Bacakları çocuk bacağı gibi körelmiş ancak kollar ve vücudunun üst kısmı Temel Reis gibi. Thierry scuba dalıyor. Perdeli eldivenler sayesinde suda yüzerek kendin çekiyor. Peki Thierry ne iş yapıyor. Thierry’nin Belçika’da su sporları malzemeleri satan dükkanı var. Onun başarılarını sayayım da hayranlığımın nedenini anlayın. Thierry Belçika’da Jet Ski Şampiyonu, kendi dükkanının sponsorluğunda yarışıyor. Herşeyini kendi tamir ediyor, ayrıca Jean Pol’ün sponsorluğunu da üstlenmiş. Thierry eski alışkanlıklarından vazgeçmemiş. Eskisi gibi iki tekerlek üzerinde cengaverlik yapmıyor ama Off-road yarışlarında Co plotluk yapıyor ve yine her yıl Belçika takımı ile Paris-Dakar’a katılıyor. Bu yıl özel bir jeep yaptırıyormuş. Önümüzdeki yıl yine pilot olarak yarışacağını söylüyor, inanılmaz değil mi?