Bir Yeninin Mağara Günlüğü

aslında bir şeyler yazma hikayem oldukça eskiye dayansa da; hatta bir zamanlar hayallerimden biri en iyi senaryo dalında bir gün bir ödül almak olsa da temirözü kampı için bir şeyler yazın dediklerinde durdum ve düşündüm kü yazmayalı çok zaman olmuş.

ama bir yerden başlamak lazım…

işte bu kamp ve burda hakkını teslim etmem gerek Nur’un yazısı, yeniden elime kalemi almamı sağladı. küstüğüm ve uzun zamandır yazmaktan korktuğum kalemim ve defterim şimdi önümde ve yazıyorum… (önce defterime yazıyorum, sonra bilgisayara yanlış anlaşılmasın lütfen…)

bazı insanlar daha güçlüdür diğerlerine göre, ne olacağını bilmedikleri şeylere daha kolay başlayabilirler; bazıları ise korkar ve kabullenir; bazıları ise arada kalmıştır. değiştirmek zorunda olduklarını bilirler; değiştirmek için çaba sarfederler; hatta bunun için çoğu zaman iki işi birarada yürütmeye çalışırlar. çünkü yaşadıkları hayat, değişim gerçekleşmeden çekip gidemeyecekleri bir hayattır. bu koşuşturmaca içinde öyle yorulurlar ki, artık neyin daha önemli olduğunu unuturlar. (biraz fazla dramatize ettim galiba, işte bu yüzden bırakmıştım ben yazmayı; hatırladım şimdi)

işte böyle bir arayış içinde tanıştım ben SAT’la ve MADAG’la… açıkça söylemek gerekirse ilk tanışma toplantısında hangi alt gruba giderim diye düşünürken MADAG kesin olmaz demiştim, o sırada MADAG’ın tam da istediğim şey olduğunu bilmeden söylenmiş bu sözü şimdi güzelce yutuyorum…

kamp öncesi… kamp kararı alındığında çok mutlu oldum… evet mağaraya gidiyorduk ve doğada tit yapma şansımız olacaktı… veeee tit çalışmaları başladı, kamptan önceki hafta üstüste 3 tit yapmış olsam da sanki haftalarca eğitim almışız hissi yaşadığım o saatlerden sonra ineganın içinde iniş yapacağımız yeri görünce ohaaaaaaaa dedim içimden (burda dışımdan da demiş olabilirim; pek net hatırlamıyorum..) burdan mı inecektik…açıkçası ilk inmeyi gözüm yemedi ve içimizden Nur bir cengaverlik yaparak ben inerim dedi… yürü Nur seni kim tutar, Nur’un inerken verdiği tepkiler de ayrıca oldukça aydınlatıcıydı…

Nur: ama burası genişliyor…

Emre, Menekşe, Baha ve Ben: heeeeeeeee aşağısı genişliyormuş…

ikinci olarak inme sırası bana geldiğinde, desandörle ilgili kısa bir tereddütten sonra (o konuyu da bir netleştirsek aslında, hangi desandörde problem var?), derin bir nefes ve iniş… hakkaten Nur’un dediği gibi iniş sırasında aşağıda bir genişlik var ve orayı ilk başta inmek baya entrasan oluyor… özellikle ayağını nereye koyacağını daha yeni öğrenen biz yeniler için; aslında doğada tit yapmak sanki yürümeyi yeni öğrenmek gibi… tek farkla düşersen kalkma şansın olmayabilir… bir de çıkması var tabi… 6 kişi için 4 takım olması sebebiyetiyle aşağıda bir süre (!) beklesek de indiğimiz süreden daha kısa sürede çıktığımızı düşünüyorum… (aslında bunu Baha’ya sormak lazım, bir de merak ediyorum toplam kaç kere iyisin diye sordun insanlara, ve kaçında cevap alabildin? lütfen bizi aydınlat…)

4’ü yeni 6 kişilik ekibimiz için (Fatih Şen, Menekşe, Emre, Baha, Nur ve ben) inip çıkmak oldukçaaaaa zaman aldığı ve ilk başta mağarayı bulmak biraz uzun sürdüğü için mağaranın içinde çok ilerleyemedik… ama buna rağmen ineganın içi çok etkileyiciydi ve o kısa sürede gördüklerimiz bile yeterliydi aslında, ya da en azından bir kez daha gitmek için yeteri derecede gösterdi güzelliğini bize… gideriz belki yine hem inegaya hem de içine giremediğimiz temirözüne… (ama bu sefer mağaranın önüne kadar arabayla mümkünse…)

bir gece önce şöförümüzün bizi yarı yolda bırakması, eşyalarla yürümek zorunda kalışımız, karanlık ve mağaraları görme şansımızın azalması nedeniyle Fatih Şen’in bulduğu uygun bir yerde kamp atmamız, sabah hazırlanan mağara çantalarına eksik yiyecek almış olmamız nedeniyle bütün gün sadece kayısı, elma ve portakal yememiz, tit malzemelerini iki ekip için ayırmamamız, ay ışığında sivas kangallarla dans edişimiz gibi talihsizlikler de olsa kamp çok eğlenceliydi… daha önce bir çok kez hem izcilik hem de dağcılık kamplarına gitmiş olsam da en güzel kamp MADAG’inkiydi…(yaranmak için söylemiyorum valla öyleydi…)

kamp ateşi başında durmuşun gazıyla Fatih Koç’un ateşe ardarda attığı otlar nedeniyle Nur ve ben bir çok kez yanma tehlikesi atlaksak da çok güzeldi… doğada odun ateşi nedeniyle zehirlenme tehlikesi yaşasak da çok güzeldi…bulgur pilavı ve türlü güzeldi… son gece yediğimiz sucuğun yağına ekmek banmak güzeldi…(bu arada son sucuğu bana bırakan arkadaşlar sağolun varolun…bu iyiliğinizi unutmayacağım…) bu kaya olmasa napardık diye Tolga’nın kayaya methiyeler düzmesi güzeldi…(keşke o kayanın bir fotoğrafını çekseydik, bir gece de olsa kahrımızı çekti o kadar…) durmuşun kahkahaları güzeldi… menekşenin her derdimize koşturması güzeldi…

bazen çok fazla anlam yükleriz yaşadıklarımıza, yüklenmeli midir, yüklenmemeli midir bilmem ama yarının nasıl olacağı bilinmezken anlam yüklemek lazım biraz da olsa yaşananlara galiba…devam edebilmek için yola…

MADAG’la yola devam…anlamlar yükleyebileceğimiz yeni etkinlikler planlayalım ki yarım kalmasın yolculuğumuz….

bize güvendiğiniz ve inandığınız için teşekkürler…

(19-20/12/2009 – TEMİRÖZÜ/HAYMANA)

NOT: matematik sınavıyla ilgili anımı da bir daha ki kampa anlatırım artık… komikti oysa ama kahkahalarınız nedeniyle tamamlayamadım… neyse artık…kısmet…

Burçin Alparslan
SAT 690